Karım 52 yıldan fazla bir süre boyunca tavan arasını kilitli tuttu
Eşim elli iki yıl boyunca tavan arasını kilitli tuttu – nedenini öğrendiğimde ise içim sarsıldı.
Elli iki yıllık evliliğimiz boyunca eşim tavan arasının kapısını sımsıkı kilitli tuttu. “Eski ıvır zıvırdan başka bir şey yok,” dediğinde sözünü sorgulamadım. Ama o kilidi zorlayıp açtığım gün, ailem hakkında bildiğimi sandığım her şey dağılıp gitti.
Ben normalde internete yazı yazan biri değilim. Yetmiş altı yaşındayım, emekli deniz subayıyım. Torunlarım sırf bir sosyal medya hesabım var diye benimle dalga geçiyor. Ama iki hafta önce yaşadıklarım beni derinden sarstı. Bunu tek başıma taşıyamıyorum artık. O yüzden burada, iki parmağımla yazmayı yeni öğrenen yaşlı bir adam gibi bu satırları yazıyorum.
Adım Cemal — herkes bana Cem der. Eşim Meral ile elli iki yıldır evliyiz. Üç harika çocuk büyüttük. Şimdi yedi torunumuz var; her aile buluşmasını neşeli bir karmaşaya çeviriyorlar.
Bunca yıldan sonra o kadının her yönünü bildiğimi sanıyordum — her alışkanlığını, bilinmeye değer her sırrını.
Yanılmışım.
Bursa’da, eski bir konakta yaşıyoruz. Gıcırdayan, inleyen; sanki kendi ruhu varmış gibi sesler çıkaran bir ev. Hani insanların “acaba perili mi?” diye gezmeye geldiği türden. Evi bin dokuz yüz yetmiş iki yılında, çocuklar daha küçücükken satın almıştık.
Taşındığımız günden beri hiç adım atmadığım bir oda vardı. Merdivenin tepesindeki tavan arası kapısı, ağır pirinç bir asma kilitle kapalıydı. Yıllar boyunca Meral’e ne zaman sorsam aynı cevapları verirdi:
“Sadece eski eşyalar, Cem.”
“Annemle babamın evinden kalan mobilyalar.”
“Endişelenecek bir şey yok.”
“Tozlu kutular, güve yemiş kıyafetler işte.”
Üstelemedim. Eşinin eşyalarını karıştıran bir adam değilim. Herkes biraz mahremiyeti hak eder, değil mi? Ama elli iki yıl boyunca o kilitli kapının önünden geçtikten sonra merakımın giderek arttığını inkâr edemem.
İki hafta önce Meral mutfakta torunumuzun doğum günü için meşhur elmalı turta yapıyordu. Lavabonun yanına dökülen suya basıp kaydı. Salondan çığlığını duydum.
“Cem! Yardım et!”
Koşarak içeri girdim. Onu muşambanın üzerinde yatarken buldum; kalçasını tutuyordu, yüzü acıyla buruşmuştu.
“Sanırım kırıldı,” diye fısıldadı gözyaşları içinde.
Ambulans hızlı geldi. Hemen ameliyata aldılar. Doktorlar kalçasının iki yerden kırıldığını söylediler. Yetmiş beş yaşında bu hafife alınacak bir sakatlık değil. “Çok şanslı,” dediler ama bizim yaşımızda iyileşme ne kadar güçlü olursan ol yavaş ilerler.
Meral bir bakım merkezinde fizik tedavi görürken ben onlarca yıl sonra ilk kez evde tek başıma kaldım. Ev onsuz bomboştu — ne mırıldanması vardı ne ayak sesleri ne de bir ömür boyu kurduğumuz o sessiz düzen. Her gün ziyaretine gittim ama geceler uzun ve ıssızdı.
İşte o zaman duymaya başladım. Devamını okumak için diğer sayfaya gecebilirisniz..


Son yorumlar