Kayınvalidem, 5 yaşındaki oğlumu gizlice anaokulundan alıp

O cumartesi günü Mert benden bir video hazırlamamı istedi.
İpek’in hastanedeki eski görüntülerini, Can’ın onun başucunda bekleyişini ve aylar geçtikçe oğlumun buklelerinin nasıl uzadığını gösteren videoları bir araya getirdim. Kliplerden birinde bir hemşire Can’ına saçının neden bu kadar uzun olduğunu soruyordu.
Can, “Çünkü verilen sözler yavaş büyür,” diye cevap veriyordu.
Bir diğer videoda ise İpek’in fısıltısı duyuluyordu: “Henüz kestirme olur mu? Bana hâlâ güç veriyor.”
Videonun montajını bitirdiğimde gözyaşlarımı tutamıyordum.
Pazar akşamı yemek için Berrin’in evine gittik. Can’ın kazınmış kafasına bakıp gülümsedi ve “Böyle çok daha temiz, derli toplu olmadı mı?” dedi.
Can korkuyla Mert’in arkasına saklandı.
Yemek oldukça gergindi. Sonra Berrin, “En azından okulun fotoğraf çekim gününden önce şu saç meselesini çözmüş olduk,” dedi.
Mert ayağa kalktı.
“Tatlıya geçmeden önce,” dedi, “herkesin görmesi gereken bir şey var.”
Bilgisayarı televizyona bağladı ve hazırladığım videoyu açtı.
Odadaki herkes buz kesti.
Herkes İpek’in saçlarının dökülüşünü izledi. Can’ın saçını uzatacağına dair verdiği söze şahit oldu. O buklelerle kız kardeşine nasıl teselli verdiğini gördü.
Ekran karardığında Mert, Can’ın o gün elinde sakladığı tek bukle saçını masanın tam ortasına koydu.
“İşte,” dedi, “sizin acımasızca kestiğiniz şey buydu.”
Berrin kendini savunmaya çalıştı: “Alt tarafı bir saçtı.”
“Hayır,” dedi Mert. “O bir sözdü.”
Ardından kadının önüne resmi bir zarf bıraktı.
İçinde hukuki belgeler vardı. Berrin’in adı, çocukların okuldan alınabilecek kişiler listesinden ve tüm acil durum iletişim formlarından tamamen silinmişti. Avukat tarafından hazırlanan resmi ihtarnamede, gelecekte çocukları izinsiz almaya yönelik herhangi bir girişimin derhal emniyet güçlerine bildirileceği açıkça ihtar ediliyordu. Artık Can veya İpek ile yanında biz olmadan asla yalnız kalamayacaktı.
Berrin belgelere şaşkınlıkla bakakaldı.
“Bir saç kesimi yüzünden avukata mı gittiniz?”
Mert’in sesi son derece sakindi.
“Avukata gittim; çünkü okula yalan söyledin, çocuğumu izinsiz kaçırdın ve sırf kendi doğrularını dayatmak için onun bedenine hoyratça müdahale ettin.”
Kadın bu kez bana döndü: “Aylin, şuna bir şey söyle, bu kadarı çok fazla!”
Başımı iki yana salladım.
“Can, sözünü tutamadığını sandığı için hıçkıra hıçkıra ağladı. İpek, kendi suçu olduğunu düşünerek gözyaşı döktü. Bu yaptıklarımız, hak ettiğinin tam karşılığıdır.”
O sırada İpek kafasını kaldırdı ve kısık bir sesle, “Babaanne, o saçları benim için uzatıyordu,” dedi.
Berrin’in hayatında ilk kez arkasına sığınacağı hiçbir bahnesi kalmamıştı.
Özür diledi. Bu özür yaşananları tamir etmedi elbette, ama en azından hayatında söylediği ilk dürüst şeydi.
Bir yıl sonra, İpek’in saçları yumuşacık ve dalga dalga yeniden uzadı. Can’ın o güzel bukleleri de geri geldi, güneşin altında yeniden parıldamaya başladı.
Bazı akrabalarımız hâlâ çok acımasız davrandığımızı, kökü onda olan bir saçın elbet yeniden uzayacağını söylüyor.
Ama ben o perşembe gününü, beş yaşındaki oğlumun bahçede elinde tek bir bukleyle kalakalışını ve o temiz sözünün elinden çalındığına inanarak döktüğü gözyaşlarını asla unutmuyorum.
Bu yüzden hayır, bu hiçbir zaman sadece bir saçtan ibaret değildi.

Son yorumlar