Kayınvalidem, 5 yaşındaki oğlumu gizlice anaokulundan alıp

X Twitter platformunun gelecegi

Kayınvalidem, 5 yaşındaki oğlumu gizlice anaokulundan alıp altın sarısı buklelerini kestirdi: Kocamın ona pazar yemeğinde ikram ettiği şey onu şaşkına çevirdi.

Sakin bir perşembe öğleden sonrasında, mutfak masasında e-postaları yanıtlarken saat tam 12:03’te telefonum çaldı.

İpek oturma odasında bir battaniyeye sarınmış uyuyordu ve bir anlık dikkatsizlikle az kalsın telefonu açmayacaktım. Sonra ekranda okulun numarasını gördüm.

Sekreterin sesi gayet sakindi.

“Aylin Hanım, kayınvalideniz ailevi bir acil durum sebebiyle saat on biri biraz geçe Can’ı okuldan aldı. Sadece her şeyin yolunda olduğundan emin olmak istedik.”

Vücudum buz kesti.

Can henüz anaokulundaydı. Berrin’in onu alması için hiçbir geçerli nedeni olamazdı. Acil durumlarda aranacaklar listesinde bile adı yoktu. Ve ortada ailevi bir acil durum falan da yoktu.

Berrin’i defalarca aradım. Cevap vermedi.

Bunun üzerine Mert’e mesaj attım: “ANNEN CAN’I OKULDAN ALMIŞ. HEMEN BENİ ARARA.”

Aylardır Berrin, Can’ın uzun sarı buklelerinden şikayet edip duruyordu. Kız çocuğuna benzediğini, onu yanlış yetiştirdiğimizi, erkek çocuklarının düzgün bir tıraşı olması gerektiğini söylüyordu. Mert her seferinde onun sesini keserdi ama Berrin bunu hiçbir zaman gerçekten kabullenmemişti.

Sadece doğru zamanı beklemişti.

Saat ikiyi biraz geçe arabası bahçe kapısına yanaştı.

Daha o arabadan inmeden arka kapıyı açtım. Can, gözyaşları içindeki yüzüyle bana doğru baktı; küçük avucunda o sarı buklelerden birini sımsıkı tutuyordu.

Geri kalan saçları ise yoktu.

O yumuşacık bukleleri kazınmış, yerini yamuk yumuk, hoyratça yapılmış bir asker tıraşı almıştı.

“Babaannem kesti anneciğim,” diye fısıldadı.

Berrin ise gururlu görünüyordu.

“İşte,” dedi. “Şimdi gerçek bir erkek çocuğuna benzedi. Bana sonra teşekkür edersiniz.”

Geri dönüşü olmayan bir laf etmemek için Can’ı kaptığım gibi içeri soktum. Koltukta bana sokuldu ve hıçkırıkları kesilene kadar ağladı.

Mert eve gelip Can’ın saçını gördüğünde olduğu yerde donakaldı. Sonra Can, babasının göğsüne kapanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

“Baba, babaannem benim sözümü neden kesti?”

Mert’in yüzündeki tüm ifade yok oldu, adeta bomboş kaldı.

Çünkü o söz, sadece bir saçtan ibaret değildi.

Bir yıl önce İpek’e lösemi teşhisi konmuştu. Kemoterapi yüzünden saçları döküldüğünde, Can banyonun kapısında durup ona şöyle demişti: “Seninkiler geri gelene kadar ben de benimkileri uzatacağım.”

Ve bu sözünü tutmuştu.

Saçının uçlarından bile aldırmayı reddetmişti. Hemşirelere, öğretmenlere, komşulara o buklelerin İpek için olduğunu anlatıp duruyordu. Zor hastane günlerinde İpek, o buklelerden birini parmağına dolar ve ona “uğurlu yayım” derdi.

Berrin, İpek’in hasta olduğunu biliyordu. Durumun hassasiyetini anlayacak kadar her şeyden haberdardı. Ama onun gözünde, bir erkek çocuğunun saç kesimi, bir çocuğun kalbindeki teselliden çok daha önemliydi. Devaamını okumak için diğer sayfaya gecebilriisniz.