Komadan uyandığımda oğlumun

uyuyuytiyi

“Bırakın vedalaşsın,” dedi Pelin. “Noter birazdan burada olur.”

“Doktor zaten söyleyeceğini söyledi,” diye karşılık verdi Kaan soğuk bir sesle. “Boş bir bedeni hayatta tutmak için para ödemeye devam edemem.”

Boş bir beden.

İçimde bir öfke patlaması yaşandı.

“Annem geri gelecek!” diye bağırdı Umut.

Kaan hafifçe güldü. “Hayır, gelmeyecek.”

Pelin yanıma sokuldu, saçlarımı düzeltti.

“Bilinci kapalıyken bile kurbanı oynamaya bayılıyor,” diye fısıldadı. Sonra sesi daha da kısıldı: “Öldüğü an çocuğu yurt dışına çıkarıyoruz. Her şey çoktan ayarlandı.”

Umut geri adım attı. “Beni götürecek misiniz?”

“Soru sormayacağın bir yere,” dedi Kaan.

“Annemi istiyorum!”

“Annen artık hiçbir şeye karar veremez.”

“Hayır, verebilir! Bana dedi ki, eğer bir şey olursa Avukat Canan Hanım’ı aramalıymışım!”

Bir sessizlik çöktü.

Canan Hanım. Benim avukatım. İki hafta önce vasiyetimi değiştirdiğimi bilen tek kişi.

Kaan kapıyı kilitledi. “Hangi avukat?”

Pelin kaskatı kesildi. “Bu çocuk çok fazla şey biliyor.”

Ve sonra… Olan oldu.

Bir parmağım. Hareket etti.

Umut bunu gördü ama hiçbir şey söylemedi. Yaklaşıp kulağıma fısıldadı: “Anne, sakın kımıldama. Ben çoktan yardım çağırdım.”

“Ne dedin sen?” diye çıkıştı Kaan.

“Onu sevdiğimi söyledim.”

Pelin çantasına uzandı. “Noter aşağıda bekliyor.”

Kaan elimi sıkıca kavradı. “O kağıtları imzalayacaksın Efsun. Öyle ya da böyle.”

Ama artık ölmüyordum. Bekliyordum.

Beş dakika sonra kapı vuruldu.

“Noter gelmiş olmalı,” dedi Pelin. Kapı açıldı. Ama ardından gelen ses bir notere ait değildi.

“İyi akşamlar Kaan. Ona bir daha dokunmadan önce, frenlerinin neden kesildiğini açıklasan iyi olur.”

Her şey durdu. Ve o an anladım; bu sadece bir başlangıçtı.

Sessizlik o kadar ağırdı ki kalp monitörünün sesi bile daha yüksek çıkıyordu. Kaan yavaşça elimi bıraktı; korkudan değil, hesap kitap yaptığı için.

“Seni içeri kim aldı?” diye sordu.

Canan Hanım sakince, “Polislerle çoktan konuşmuş olan hastane personeli,” dedi. Benim tek dostum, tek korumam. Ama hâlâ kendi bedenimin içinde hapis kalmıştım, onu uyaramıyordum.

Çünkü asıl tehlike Kaan değildi. Pelin’di.

Sesi korkmuş gibi gelmiyordu. Sadece rahatsız olmuş gibiydi. “Bunlar saçmalık,” dedi Pelin. “Efsun bir kaza geçirdi.”

Canan Hanım, “İlginç bir kaza,” dedi. “Frenler bozuk değilmiş. Kesilmiş.”

Pelin kulağıma eğildi. “Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz,” diye fısıldadı. Ama eli titriyordu. İlk defa korkuyordu.

“Herkes onun o yolu kullanacağını bilemezdi,” dedi Canan Hanım. “Ve herkes onun ölümünden fayda sağlamıyor.”

Kaan zoraki bir kahkaha attı. “Fayda mı? Karım komada!”

“Karınız vasiyetini değiştirdi.”

Oda buz kesti. Pelin geri adım attı. “Bu imkansız…”

Çok geçti. “Nasıl imkansız?” diye sordu Canan Hanım.

Umut elimi sıkıca tutuyordu.

“O belge sayılmaz,” dedi Kaan hızla. “Aklı başında değildi.”

Canan Hanım, “Bilinci tamamen yerindeydi,” diye yanıtladı. “Her şey artık Umut için kurulan bir fona devredildi. Ve ona bir şey olursa, ikinizin de çocuğun yanına yaklaşma izni yok.”

İşte o an anladım. Sadece parayı istemiyorlardı. Oğlumu istiyorlardı. Onu kontrol etmek, onu yok etmek için.

Pelin’in sesi sertleşti. “Bu iş kontrolden çıkıyor.” Tekrar yanıma yaklaştı. “Belki de uyanmamasını garantilemeliydik.”

Odaya soğuk bir şey girdi. Metal bir nesne.

“Yeter artık,” dedi Pelin.

“O elindekini yere bırak,” diye uyardı Canan Hanım.

O sırada Umut konuştu: “Pelin teyze… Bunu daha önce de söylemiştin.”

Sessizlik paramparça oldu. “Ne?” diye bağırdı Kaan.

“Sizi duydum,” dedi Umut. “Sen, ‘Annem imzalamayacak’ dedin. Pelin teyze de ‘Tek bir viraj her şeyi çözer’ dedi.”

Pelin küfretti. “Sus artık!”

Ama Umut durmadı. “Herkese onun yorgun olduğunu söyleyeceğinizi… sonra da beni götüreceğinizi söylediniz.”

Kaan ona doğru bir adım attı. “Buraya gel.”

“Ona dokunma,” dedi Canan Hanım.

Hareket etmeye çalıştım. Bağırmaya. Onu korumaya. Ama yapabildiğim tek şey… elimi oynatmaktı. Bu sefer sadece bir parmak değil.

Umut bunu hissetti. Pelin bunu gördü ve gülümsedi.

“Bakın şuna… Uyanıyor.”

Kapıyı kilitledi. Kaan, Umut’u yakaladığı anda dışarıdan bir ses yükseldi:

“Polis! Kapıyı açın!”

Ama Pelin çoktan yaklaşmıştı… “Bırak onu,” dedi Canan Hanım.

Pelin tutuşunu sıkılaştırdı. “Benim olanı kimse alamaz.”

Kapı sarsıldı. “Polis!”

Kaan’ın benzi attı. “Pelin… Dur.”

“Şimdi mi korktun?” diye tersledi Pelin. “Frenleri sen kesemediğin için ben kestim!”

Her kelime gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya seriyordu. Canan Hanım hiçbir şey demedi. Demesine gerek yoktu. Her şeyi kaydediyordu.

Kapı kırıldı. Polisler içeri daldı. Pelin direnirken elinden bir şey düşürdü. Bir neşter.

Umut kurtulup yanıma koştu. “Anne…”

Elimde kalan son güçle, onun elini sıktım. Sertçe.

“Uyandı!” diye bağırdı.

Gözlerimi açmaya zorladım. Işık canımı yaktı, her şey bulanıktı. Ama onu gördüm. Oğlum. Hayatta. Güvende.

“Buradayım,” diye fısıldadım.

Onu tutuklarlarken Kaan bağırıyordu. Pelin ise çığlık atıyordu: “Her şey her zaman onundu!”

Ve sonunda anladım. Bu sadece açgözlülük değildi. Yılların kıskançlığıydı. Gizlenmiş. Büyümüş. Ölümcül hale gelmiş.

Aylar sonra…

Hâlâ iyileşiyordum. Hem bedenen hem ruhen. Ama her gözümü açtığımda Umut oradaydı. Vasiyetim onu korumuştu. Kaan ve Pelin her şeylerini kaybettiler. Mahkemede birbirlerini suçladılar. Ve adalet yerini buldu.

Hiç arkama bakmadım. Şile’de küçük bir eve taşındım. Sessiz. Huzurlu.

Umut bahçeye bir ağaç dikti. “Seninle beraber büyüsün diye anne.”

Bazen hâlâ korkuyorum. Ama sonra Umut soruyor: “Anne… Hâlâ burada mısın?”

Cevap veriyorum: “Evet bebeğim. Hâlâ buradayım.”

Çünkü bazen… İnsanlar sizi çok erken gömmeye çalışır. Ama bazen… Geri dönersiniz.

SON.